Yılanların dört ayaklı sürüngen atalardan evrildiği görüşü son yıllardaki fosil bulgularıyla iyice sağlamlaşmış durumda. Bacaklarını kaybetmelerinde toprağa girip-çıkmalı yaşam biçimlerinde ayakların yılanlar için destekten çok köstek olmaları etkili olmuş olsa gerek (bu ayaklar bize ters). Köstebeklerin gözlerinin yeraltı dünyasındaki faaliyetlerinden dolayı bir çift dekoratif boncuğa dönmesi, insanoğlunun kızgın dallardan serin kumlara inince kuyruğunu dökmesi gibi yılan da ayaklarını böyle kaybedegelmiştir. Elbette evrim bilinçli bir dizayn süreci olmadığından, bu hayvana bu organ lazım değil oturup baştan yaratalım, yeniden yapılanalım, kodunu modunu baştan yazalım gibi bir süreç vuku bulmaz canlılar aleminde. Kullanılmayan organın gelişim sürecinde bir baskılamaya gidilir bunun yerine. Bu yüzden bu baskı mekanizmasını sekteye uğratacak bir mutasyon sonucu ayaklı yılan gibi bir mutantın ortaya çıkması çok inanılası güç bir olay değil. Buna benzer mutantlar insanlarda da bulunuyor (bkz. fotoğraftaki kuyruklu bebek. Bir de sakallı bebek vardı ki bak o photoshop olabilir işte). Aşırı kıllanmayı bile bunun daha hafif bir örneği olarak gösterebiliriz belki. (aşırı kıllanma= halk dilinde paranoya)
Gelelim işin magazin kısmına. Haberlerden okuduğuma gore Çin´de bir üniversitede inceleniyormuş bu mutant şu anda. Ve bu örneğin sahteliğine fotoşoplanmışlığına dair herhangi bir beyana ben rastlamadım. Fakat unutulmaması gereken, bu mutant gerçek ise evrimi destekleyen güzel bir kanıt olduğu halde photoshop marifeti olması evrimi yanlışlamaz.
Sözün özü: Yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar..
Çok da düşünmeyelim. Düşünmeksizin, Milli Eğitim Bakanlığı öyle buyuruyor diye eski, kallavi, kirli gri onlarca bilgisayarı, bilgisayar odası yapılacak yere yerleştirdik. Kimisinin içine Windows, kimisinin içine Linux yükledik. Bazılarına virüs programı indirdik, bazısını dağınık bıraktık. Şimdi o odada, o bilgisayarlar evriliyor. Kimisi çöküyor, bazısı virüs programıyla sağlam kalıyor. Arada odaya girip çıkanlar bilgisayarın düzenini bozacak programlar yüklüyorlar, hainlik ediyorlar.
SZ, 29 yıl önce Bursa’ya bağlı Merkez kasabasında doğdu. 29 yıl boyunca acı tatlı hatıralarla süslediği hayat yolunun son beş senesi, Serhan’ın hayatta bir misyonu olduğunu farz edersek eğer, bu bahsettiğim bilgisayar odası şeklinde basite indirgediği bir ilişkiler yumağını çözmeye çalışmakla geçti. Önümüzdeki 30-40 sene içinde Serhan bir Nobel almazsa eğer, kimse Serhan’ın yapmaya çalıştığı şeyi bilmeyecek. Kimse derken, onunla aynı yolun yolcusu, bu konularda uzmanlaşmanın doruğunda, dünya nüfusunun bir milyonda biri tabii ki onunla aynı kongrelerde kötü kahve içerken, bayatlamış bagel yerken projesini anlayacak, sorularla daha derinlemesine keşfedecek. Ama biz, normal insanlar, Hürriyet’in arka kapağında olmadık fotoğraflarla desteklenmediği sürece, ne yaptığını, son beş senesini neyle heba ettiğini bilemeyeceğiz.
İnsanlık adına, Serhan’ı burada projesini anlatmaya davet ediyorum. Bize göre. İşi kolay kılarak. Metaforlarla. Sonrasında “güneşte neden ayaklarımızın altı yanmıyor” benzeri sorularımla, onu “halk için bilim”e yönlendirmeye çalışacağım. Saygılarımla,Elmoş Ltd. Şti.
